1945 – 1960 Cumhuriyet Gazetesi Karikatüründe Kadının Yeri

Gülmek, insanların yüzyıllardır güttüğü en temel ihtiyaçlardan birisidir.

“Mizahın kökeninde eğlence ve hoşgörü yer alıyor. Yeryüzünde, hemen bütün alanları içine alan mizah, eğlence ve hoşgörü boyutları ile kişilik kazanmış ve temel gelişimini sürdürebilmiştir.” [1]

“Karikatüre, kısaca çizgi ile yapılan mizahtır diyebiliyoruz. İçerisinde gülme ögesi bulunan aynı zamanda iğneleyici, uyarıcı, eleştiren, toplumdaki çelişkileri yakalayan güldürürken bir yandan düşündüren bir sanattır.”[2]

Diyojen[3] ile başlayan Türk karikatürü macerası, yayınlanmaya başladığı ilk tarihten bu yana sanatın içerisinde kendisine özel bir yer edinebilmiştir.

Genel olarak siyasi bir havanın hâkim olduğu, savaş ve barış görüşmelerin ön planda tutulduğu bu 15 yıllık dönemde, “kadın” figürü nasıl hayat bulmuştur? Hangi durumların betimlenmesinde kadından fayda sağlanmıştır? Zaman içerisinde kadının çizgilerinde ne gibi değişiklikler meydana gelmiştir? İşte bu makalenin asıl konusu budur. 

1945 – 1950

“İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye yeni bir ortama, yeni bir ilişkiler dünyasına giriverecektir. Cumhuriyet, reformlara devam eder ve özellikle toprak reformunu yapmak isteğindedir. Mecliste, toprak reformuna karşı olanlar, belli bir grup ve kesin bir istememe ile ortaya çıkınca, çok partili düzene geçiş uygun bulunur. Kurulan DP ile birlikte çok partili düzen yeniden başlar.”[4]

Bu dönemde karikatürlerde kadının diğer döneme oranla daha az bir yere sahip olduğu görülmektedir.

Cumhuriyet mizahı, en etkili günlerini 1946-1950 arasında yaşamış bulunuyor. Doğrusu bu dönemde, mizahı canlandıracak birçok şartlar bir araya gelmiştir.Halkın kesin olarak muhalefeti tutuşu, çok uzun bir süredir özgürlüklerin kısık olmasından ötürü, genel bir irkiltinin bulunuşu, İkinci Dünya Savaşı’nın yıktığı eski düşüncelerin getirdiği yeni değerlerin henüz içinde yaşamak, demokrasinin ve temel özgürlüklerin dünyayı sarması, teknik olarak da, sosyal açıdan da, mizahı bileyen olaylardı.”[5]

1945’lerin başlarında başlayan bu siyasi durum karikatürlere kadının daha ziyade siyasetten anlamadığını, onu yalnızca yardımcı karakter olarak görebileceğimizi göstermektedir. Çünkü siyaset, erkek işidir. Bu durumda kadına yalnızca yan rollerin uygun görüldüğünü incelediğimiz karikatürlerden görebilmekteyiz. Gündelik koşuşturmacalar, sosyal – ekonomik durumlar açısından bakıldığında ise karikatürlerde daha aktif bir rol üstlendiği görülmektedir.Savaşlarda kadın, ya barışın simgesidir ya da erkeğin akıl danışmanıdır. Hiçbir zaman siyasetinin içinde mevcudiyet gösterememiştir. Onun işi –çalışıyor dahi olsa– siyaset olamaz.

 

 

 

“Savaş erkeklerin, barış ise kadınların işidir.”

Bu dönemin diğer göze çarpan özelliklerinden birisi de, çalışan kadına rastlamanın güçlüğüdür. Kadın ya evinde çocuklarına bakar, ya kocasının parasını yer ya da sekreterlik yapar. Dış hayatta bulunan genellikle erkektir. Kadının –sekreterlik ve öğretmenlik dışında– çalışmadığı görülmektedir fakat incelendiğinde zaten böyle bir gayesinin olmadığı anlaşılmaktadır. 1945 yılında yayınlanan karikatürlerde bu durum dönemin karikatüristleri tarafından bu şekilde yorumlanmıştır. Özellikle “evlilik” meselesi yıllar geçtikten sonra kadınların tek gayesi haline gelecektir. 

Diğer dönemler (1950 – 1960) ile kıyaslandığı zamanlarda, kadınlar her ne kadar aktif olarak siyasetin içinde yer almıyor ve çalışmıyor olsalar da konudan bihaber olmadıkları görülmektedir. Kadın; bu dönemlerde dışarıya çıkan, kendisine bakan, sosyal, anlayışlı ve güzel bir görüntü çizmektedir. Oysaki 1960’lara doğru bu çehre sadece ev işleri ile ilgilenen, kendisine gösterdiği özen sadece dış görünüşle sabit kalan, düşüncelerini geliştirmeye çalışmayan,tek gayesi evlilik olan bir kadın tipine evrilmektedir.

Görüldüğü üzere aktif olarak konferanslara katılmakta, bakımlı bir imaj yaratmaktadır. Ama bunlar çalışma hayatında olmasının göze batmadığı anlamı da taşımamaktadır.

Dönemin çarpıcı olaylarından birisi de yaşanan cinayet vak’alarıdır.

Bu dönemde kadın cinayetleri, kıskançlık kisvesi adı altında yapılmakta ve birçok kadının öldürüldüğü görülmektedir. Karikatürlerde bu duruma da yer verilmiş ve bu olayların absürtlüğü vurgulanmıştır.

Bu karikatürde kadının nişanlısından korunmak için silah eğitimi aldığı görülmektedir. Erkekten korunması için erkek gibi olması gerekmediğini, feminen özellikler barındırarak ve kadınsı giysilerin içindeyken de kendisini bir erkekten koruyabileceği gösterilmiştir. Ayağındaki topuklu ayakkabısı, mini eteği onun kendisini koruyamayacağı anlamını taşımaz.

Dönemin sonlarına doğru bu cinayet vak’alarının, tecavüz vak’alarına dönüştüğü görülmektedir.

1946’da çizilen feminen ve kendini kendi koruyan kadının yerini, 1949 yılına gelindiğinde kadını erkeklerden, yine başka erkeklerin koruduğu düşüncesi almaktadır. Ya kadını erkek korumalıdır, ya da kadın maskülen bir havaya bürünmelidir. Gazetelerde insanlara bu öğretiler gösterilmektedir.

Bu dönemde batı hayranlığının arttığını, ithal malların bol olduğunu da yine çizilen karikatürlerden anlamaktayız. Bu durumun ekonomik duruma zarar sağladığı gibi, aile hayatına da olumsuz etki ettiği düşünülmektedir. Bunu karikatürlerde görmekteyiz.

1945-50 döneminde 1 Ocak 1947’den itibaren gazetede karikatür yayımlanmadığı görülmektedir

Bunun sebebi ise gazetenin baş karikatürcüsü Cemal Nadir Güler’in hastalığıdır.

Güler, 27 Şubat 1947 yılında vefat etmiştir. Cumhuriyet, her gün gazetenin ilk sayfasını süsleyen bu ünlü karikatürcüye manşette yer vererek 28 Şubat 47’de ölüm haberini yayınlamıştır.  “Cemal Nadir’in ölümünden sonra bir yıl süreyle, gazetelerin birinci sayfasına kimsenin karikatür çizmeye cesaret edememesi, onun mizah alanındaki derin etkisini ve büyük boşluğunu biraz olsun anlatabilir.”[6] Cemal Nadir’in vefatından sonra gazetede sadece 3 defa, 2-3. sayfalarda karikatür yayınlanmıştır. Ve bu dönemden sonra, 18 Temmuz 1949 yılına kadar Cumhuriyet Gazetesi’nin ilk sayfada karikatür yayımlamadığı görülmektedir. Artık, bu tarihten itibaren ilk sayfada tekrar karikatür yayınlanmaya başlanacaktır.

Özetle, 1945 – 1950 dönemi, iki senelik bir boşluk olmasına rağmen, Türk kadınının daha modern çizildiği, siyasetten uzak olmasına karşın toplumsal olayların içinde ve onlara hakim bir imaj çizmektedir. Bu dönem bir “geçiş dönemidir”. Bundan sonraki yıllara baktığımızda kadının görüntüsü giderek değişim gösterecektir.

1950 – 1960

“Cumhuriyet mizahının başlıca evreleri içinde, 1950-1960 arasındaki on yılının özelliği nedir? Cumhuriyeti kuran tek parti, kendi içinden çıkan bir partiye iktidarı bırakmış ve muhalefete geçmiştir. Kısaca özetlediğimiz bu dönemin mizahı, renklidir ve çeşit bolluğu gösterecektir.”[7]

“1950-1960 arası, mizahımız için altın on yıl sayılır. Hemen bütün mizah türleri, bir olgunluk ve ustalaşma gösterir. Üstelik bu olgunlaşma, bütün mizah türlerinde birer kuşak ve kadro hareketi olarak gelmiştir. Yine bu dönemde çok eser verilmiştir.”[8]

Mizahın altın on yılı sayılmasına karşılık bu dönemde yaratılmaya çalışılan, insanlara aksedilen kadın imgesinde farklılıklar olduğu göze çarpmaktadır. İktidarın değişmesi, dönemin sosyal düzeni kadına yaklaşım konusunda farklılık olarak ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetten itibaren baktığımız zaman

“Aydınlanmaya, bilime dayanan ve bağımsızlığı varoluşunun garantisi sayan devletin kadın ve erkek vatandaşlarından beklentisiyle; dine, geleneksel kurumlara ve değerlere dayanan, sorgulayan ve araştıran bireylere gereksinim duymayan, eksenine “inanmayı ve boyun eğmeyi” yerleştirmiş bir devletin “vatandaşlarından” beklentisi birbirine taban tabana zıttır. Doğal olarak bu iki farklı ideolojinin yaratmak istediği insan tipi de farklı olacaktır. Varlığını sürdürmek için, birinin vatandaşa, diğerinin “kul”a gereksinimi bulunur.”[9]

Bu dönemde gazetenin “Pazar Eki” yayınladığı görülmektedir. Bu eklerde karikatürlere bolca yer verildiği görülmektedir. Bu karikatürlerin ortak yanlarını kadınların evlenmek istediği, erkeklerin kadınlardan çok hoşnut olmadığı, evlenenlerin mutsuzluğu ve aldatmalar olarak sınıflandırabiliriz.

Çocuk oyunlarında bile kız evlenmek isteyen, erkek ise bu durumdan rahatsız olan taraf olarak betimlenmektedir.

Bu kadar gerçekleşmesi talep edilen evliliğin güzel olması, hoş bir şekilde ilerlemesi beklenmektedir fakat dönemin başlarında bile evlilik “kavga gürültünün eksik olmadığı ortam” olarak lanse edilmektedir. Bütün bunlara rağmen, evlenmiyorsanız sıkıntı var demektir. Eğer feminen bir çizginiz yoksa, daha ziyade sert bir imajınız varsa bir erkeğin sizinle evlenmesi için iki sebep vardır: ya salak olmalı ya da gözleri görmemeli… Tüm dönem bir evlilik furyası şeklinde ilerlemiştir. Kadın evde oturan, kocasının parasını yiyen birisi olarak çizilmeye başlamıştır.En büyük gayesi ise tabii ki evlenmektir.

Neredeyse tüm dönem kadın erkek ilişkileri üzerine karikatürler yayımlanmıştır. Bu karikatürlerde ya ikili kavga etmekte ya da erkek bir yolunu bulup kaçmaya çalışmaktadır. Evlilikte iki tarafın da aktif olarak mutlu olduğu çok nadir olarak karşımıza çıkmaktadır. Çiziliş şekillerine baktığımızda da fark ettiğimiz üzere, kimse halinden memnun değildir. Ama hâlâ evlilik güzel, kutsal ve oluşturulması gerekli bir kurum olarak lanse edilmektedir. En sağdaki karikatürden de anlayabileceğimiz gibi, kız evden kaçarken bohçasının ebeveynleri tarafından hazırlanılışı, bu duruma güzel bir örnek teşkil etmektedir.

 

Kadınların çok aktif bir hayat sürmediğinden bahsetmiştik. Dışarı çıkmaz, çıktığında ise, olayların pek güzel şekilde gitmediği görülmektedir. Ya başına bir “kaza” gelir ya da kocasının parasını yer. Üstelik paranın hesabını bile yapamadığı görülmektedir.

Ayrıca, dönemin sinema kültürü de değişmektedir. Cinsel içerikli filmlerin vizyona girmesi, toplumda değişmelere sebep olmaktadır. Çocuklar bu filmleri izlemeseler dahi bu filmlerin olumsuz etkilerine maruz kalmaktadırlar. Tüm bu afişler onların belleklerine kazınmaktadır. Karikatürlerde bu konuya da değinilmiştir.

Sağ taraftaki karikatürde ise çocuk piyesinden ve bu piyesin ne kadar absürt şeyler ile donatıldığından dem vurulmaktadır. Bu dönemde çocukların çok sağlıklı bir şekilde yetişmedikleri gözlenmektedir. Bu şekilde yetişen, yetiştirilen çocukların gelecekte düzgün bir birey olmaları beklenemez.

 

Kanunların yetersiz olduğu, hâlâ kabalıkların devam ettiği, üstelik buna, bu kanunları korumakla mükellef kişilerin de göz yumduğu dikkat çekmektedir. Ülkemizde her şeyin ya yanlış anlaşıldığı ya da olmadığı da yine yadsınamaz bir şekilde karikatürlerde kendisine yer bulmuştur. “Demokrasi” kavramının nasıl işlevselliğinden uzak kullanıldığı sağ taraftaki karikatürde belirtilmiştir.

Sosyal hayatın bozulmaya başladığını zaten dile getirmiştik. Övülebilecek tek yer memleketin doğal güzellikleridir. Kadınların rahat rahat sokakta gezemediği, tarihi eserlerin tahrip edildiği bir yere turistin gelmesini beklemek oldukça gülünç bir hayaldir. Toplumdaki bu tuhaflıklar karikatüristler tarafından dile getirilmektedir. “Eğlence” olarak laf atmayı örneklemelerinin nedeni budur. Hiçbir seksapalite olmayan, dümdüz kabanı ile yürüyen bir kadına bile laf atılması, dışarıdaki hayatın ne denli yozlaşmaya başladığının kanıtıdır.

Birkaç karikatürden anladığımız üzere bu dönemde kapanan, daha doğrusu çarşafa bürünen insanların çokluğu karikatüristler tarafından dikkat çekilmek istenmiştir. İki karikatürün de tarihinin yaz aylarında olması, yazın sıcağında kadınların bu çarşafları giymesinin absürtlüğünü vurgulamaktadır. 

Aşağıdaki karikatürden anladığımız üzere, din kisvesi altında bazı sahtekarların kadınlara tecavüz etmeye yeltendikleri dikkat çekmektedir. Bu dönemde toplumdaki dindar kesimin daha çok arttığını ve düzeni kendi lehlerine çevirmeye çalıştıklarını fark etmekteyiz.

Bu dönemde Cumhuriyet Gazetesi’nde “Profesör Nimbus’ün Maceraları” adı altında dünya karikatüründen bir kesitin yayınlanmaya başladığı görülmektedir. Her gün gazetede yer bulan bu karikatür dizisi, genellikle gülünç olayları ele alırken karısından hoşnut olmayan, onu aldatmaya meyilli, gözü dışarıda olan bir adamı tasvir etmektedir. Karısıyla arasının iyi olduğu karikatürler de mevcuttur fakat bunlar diğerlerinin yanında azınlık olarak kalmaktadır.

Bu tipleme 1945’lerde Cemal Nadir tarafından yaratılan “Amcabey” ile neredeyse taban tabana zıttır. Amcabey, karikatürlerde topluma bir şeyler öğretmek, mevcut sorunları esprili bir şekilde dile getirmek, kişiler arasında eşit bir düzen yaratmak gibi amaçlar güderken Nimbus, evindeki karısını aşağılayan ama asla ondan kopmayan, bir şeyleri sürekli ketenpereye getiren bir karakter olarak karşımıza çıkmaktadır.

Karısıyla konuşurken yaptığı karalamalar onun ne kadar “sevgi dolu” bir kişilik olduğunun göstergesidir.

 

Veya karısının ona yaklaşımları oldukça “insancıl”dır.

 

Söz konusu başka bir kadınsa, kendi karısının pek bir yükümlülüğü kalmamaktadır.

 

Karısının da çok “modern” çözümleri olduğu yadsınamaz bir gerçektir.

 

Tabii ki ne varsa yanındakinde vardır, dışarıdaki iyi gözükse de her zaman elindekinin kıymeti bilinmelidir. Nimbus de bu bilinçte bir erkektir.

SONUÇ

Toplam 1064 karikatür tarayarak incelemeye çalıştığımız bu 15 senelik dönemde kadının zaman geçtikçe ev hayatına yöneldiğini, kadın imgesinin yıllar içerisinde değiştiğini gözlemlemekteyiz.

Siyasal perspektiften bakıldığında; kadın,bilinçli olarak siyasete dâhil edilmemiştir.Toplumda, kadınların siyasette başarılı olamayacağına ve beceremeyeceğine dair bir algı oluşturulmak istenmiştir. “Kadınların sadece erkekler ile birlikteyken karikatürlerde yer alması, erkeklerin söylemek ya da yapmak istedikleri çizilirken kadının bir nesne olarak kullanılması ya da bir erkeği aşağılamak için kadın olarak tasvir edilmesi, kadının ataerkil ideolojinin yarattığı dünyada “öteki” olduğunun ve özne olarak algılanmadığının bir göstergesidir.”[10]

Bunun yanı sıra çizimine bakacak olursak, kadın şehirli ve modern bir şekilde tasvir edilmiştir. Dönemin sonlarına doğru, kendine bakmayan kadın figürü karşımıza çıksa da genel itibariyle kadınlar bakımlı ve güzeldirler.

1950’lere kadar siyasetin içinde olmasa dahi gündelik hayatta var olan ve bu konular hakkında fikir sahibi olan kadının yerine 1960lara doğru tek derdi giyinmek, süslenmek, gezmek ve evlenmek olan kadın figürü devralmıştır. Dış görünüşü hâlâ güzel olsa dahi, içerik zamanla boşalmaktadır. Eskiden gündelik konularda fikir sahibi olup, kocasıyla bunu paylaşan, dışarıda aktif bulunan kadın zamanla alışveriş ve koca meraklısı bir insan halini almıştır.

1945 – 50 bir geçiş dönemidir. Bu dönemden sonra Türkiye’deki kadın çizgisinin yavaş yavaş değiştiği gözlemlenmektedir. Bu değişim maalesef pozitif yönde ilerlememiştir. İlk önce fikirleri alınmış, daha sonra çizgisi silikleşmiş, en sonunda ise ev hayatına kısılıp kalmıştır.


Dipnotlar

[1]Ferit Öngören, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Mizahı ve Hicvi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998, ss. 15

[2]Atila Özer, İletişimin Çizgi Dili Karikatür, Anadolu Üniversitesi Yayınları No: 763, Eskişehir, 1994, ss. 2

[3]Diyojen, Teodor Kasap tarafından Fransızca ve Rumca olarak çıkarılırken 25 Kasım 1870 tarihinden itibaren Osmanlıca yayınlanmaya başlayan ilk Osmanlı mizah dergisi.

[4]Ferit Öngören, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Mizahı ve Hicvi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998, ss. 91

[5]Ferit Öngören, age.,ss. 91

[6]http://academilist.com/cumhuriyet-karikatunun-babasi-cemal-nadir-guler/ Son Erişim Tarihi: 26.01.2019

[7]Ferit Öngören, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Mizahı ve Hicvi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998, ss. 93

[8]Ferit Öngören, age.,ss. 96

[9]Firdevs Helvacıoğlu, Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik 1928 – 1995, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1996, ss.15

[10]Didem Deniz, Politik Karikatürlerde Kadının Temsili: 1950 Seçimleri ve Nesneleştirilen Kadın 7. Cilt 2. Sayı, Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi, Uşak, 2017, ss. 510

 

KAYNAKÇA

 GAZETELER

Cumhuriyet 1945 – 1960

KİTAPLAR

Balcıoğlu Semih, Memleketimden Karikatürcü Manzaraları, Can Yayınları, İstanbul, 2003

Çeviker Turgut, Gelişim Sürecinde Türk Karikatürü 3. Cilt, Adam Yayınları, İstanbul, 1986

Çeviker Turgut, Karikatür Üzerine Yazılar, İris Yayıncılık, İstanbul, 1997

Gökçe Ramiz, Gir Kapanıyorum, Adam Yayınları, İstanbul, 1992

Helvacıoğlu Firdevs, Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik 1928 – 1995, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1996

Kar İsmail, Karikatür Sanatı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000

Karikatürcüler Derneği, Karikatürk’91, Karikatürcüler Derneği, İstanbul, 1991

Kayış Yasin, Demokrat Parti Döneminde Siyasi Karikatür, Libra Yayınevi, İstanbul, 2009

Öngören Ferit, Cumhuriyet’in 75. YılındaTürk Mizahı ve Hicvi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1998

Özer Atila, İletişimin Çizgi Dili Karikatür, Anadolu Üniversitesi Yayınları No: 763, Eskişehir, 1994

MAKALELER

Deniz Didem, Politik Karikatürlerde Kadının Temsili: 1950 Seçimleri ve Nesneleştirilen Kadın 7. Cilt 2. Sayı, Uşak Üniversitesi İletişim Fakültesi, Uşak, 2017

TEZLER

Hünerli Selçuk, Türkiye’de Gazete Karikatürünün Durumu ve Siyasi Karikatürün Söylemi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalı, İstanbul, 1993

One Comment

  1. Berkay Köklü Reply

    Çok yararlı bir içerik olmuş özellikle benim gibi çizgiye aşık biri için (bir de o’na aşığım ama işte.. :'( olsun)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir