Seyyide el-Hurra: Tarihin İlk Müslüman Kadın Korsanı

Gerçek ismi hakkında çeşitli tartışmalar olsa da, yabancı kaynaklarda Ayşe ismi ön plana çıkmaktadır. Ancak valilik yaptığı dönemden itibaren Seyyide el-Hurra, yani ‘Özgür, Bağımsız Kadın’ olarak anılacaktır.

1485 dolaylarında Fas’ta bulunan Şafşavan şehrinde doğmuştur. Aile, henüz İspanyol Reconquista’sı tamamlanmadan önce Granada’dan ayrılmış, Şafşavan’a yerleşmiştir. Endülüs’ün önde gelen ailelerinden birine mensub olan Seyyide’nin babası Ali bin Rashid al-Alami, tasavvuf’un Kuzey Afrika’daki önde gelen temsilcilerinden Abdüsselâm bin Meşîş’in torunudur. Dolayısıyla ailenin soyu İslam Peygamberi’nin soyundandır. Annesi ise Güney İspanya’daki Cádiz şehrinden Catherina Fernandez isimli bir Katoliktir. Evlendikten sonra Müslüman olarak Zehra ismini almıştır. Kayıtlarda eski ismini de muhafaza ettiği için Zehra Fernandez olarakta geçmektedir.

Yeniden Şekillenen Dünya

Viseu dükü küçük Henrique, daha yaygın bilinen adıyla Gemici Henrique, Portekiz Prensi.

Seyyide’nin hayatını anlayabilmek için içerisinde doğduğu dönemi ve dönemin şartlarını iyi bilmek gerekmektedir. Denizci Henri’nin girişimlerinin meyvelerini toplayan Portekiz İmparatorluğu, 15. Yüzyılın son çeyreğinde artık bir sömürge imparatorluğu konumuna gelmişti. Ardından 1488 yılında Bartolomeu Dias, Ümit Burnu’na ulaşmış ve Akdeniz ticareti yavaş yavaş önemini yitirmeye başlamıştı.

Bunun yanı sıra yaklaşık 770 yıllık   bir ‘Yeniden Fetih’ sürecinin sonunda 1492 yılında Nasri Hanedanı’nın son hükümdarı 12. Muhammed, Granada’nın anahtarlarını I. Isabel’e teslim etmişti. Katolik İspanyol Krallığı, ele geçirdiği bölgelerdeki Yahudi ve Müslüman halka karşı sert bir tutum benimsemiş, Katolikliğe dönmeleri için bu bölgelere baskı yapmaya başlamıştı. Bunun üzerine buradaki halk başta Kuzey Afrika olmak üzere, muhtelif coğrafyalara göç etmek zorunda kalmıştı. Bilindiği üzere Sultan II. Bayezid’de, Kemal Reis komutasındaki Osmanlı deniz gücünü buraya sevk ederek, kaçmak isteyen halka yardım etmiştir.

Francisco Pradilla Ortiz’in, Granada şehrinin teslimiyetini anlatan tablosu.

Bu olayların cereyan ettiği sırada henüz küçük bir çocuk olan Seyyide el-Hurra, İspanya’daki dindaşlarına göre görece daha güvenli ve rahat bir hayat sürmekteydi. Buna rağmen Granada’da yaşadıkları acı hatıraları asla unutmamış ve affetmemişti. Çocukluğunda, dönemin ünlü Faslı alimleri de dahil olmak üzere birçok kimselerden birinci sınıf bir eğitim alan Seyyide, İspanyolca ve Portekizce dahil birkaç dil bilmekteydi. 16 yaşına geldiğide ise, henüz çocuk yaşta sözlendirildiği Ali el-Mandri ile evlendirildi. Bu evlilik şu açıdan önemlidir: 16. Yüzyıl’da Fas coğrafyasında tek bir merkezi otorite yoktur. Ekseriyetini Berberi Kabilelerin teşkil ettiği isyanlar dolayısıyla bölgede kargaşa hüküm sürmektedir. Bu kargaşa süreci Merînîlerin güçten düşüp, Vattâsîler’in güç kazandığı döneme tekabül eder. Vattâsîler, merkezi otoriteyi tesis etmekte zorlanmaktadırlar. Bundan mütevellit buradaki şehirlerin büyük bir kısmı müstakil birer devletmiş gibi hareket eden şehirlerden oluşmaktadır. Bu şehir-devletlerden birisi de Seyyide’nin evlendiği Ali el-Mandri yönetimindeki Tétouan’dır.

Oldukça zeki bir kadın olan Seyyide Hurra, şehri yönetme konusunda da kocasının işlerine çok yardımcı oldu. Bu sayede yöneticilik tecrübesi de kazanmış oluyordu. Zaten bir süre sonra ‘de facto’ vali yardımcısı oldu. Ali el-Mandri ne zaman şehir dışına çıksa, bütün yetkilerini ona devreder. Böylelikle halk tarafından da oldukça sevilen bir figür haline gelir.

Yükselen ve Güçlenen Bir Figür

1515 yılına gelindiğine Ali el-Mandri vefat eder. Bunun üzerine yönetim tecrübesi olan ve halk tarafından benimsenen Seyyide, şehrin yönetimini ele alır. Valiliği kabul ettikten sonra el-Hurra ünvanını alır. Bu tarihten sonra İspanyol ve Portekiz kaynakları da Seyyide Hurra’nın ‘diplomatik bir güç’ olarak kabul edildiğini göstermektedir.

Charles-Etienne Motte tarafından yapılmış taşbaskı resimde Oruç Reis tasviri.

Elbette bu diplomatik güç olarak kabul görme olayı, kolay ve birdenbire olmamıştı. Fas’ın, Akdeniz kıyısındaki büyük iki liman şehrinden birisi olan Tétouan, Seyyide’nin korsanlık seferleri için doğal bir üs konumundaydı. Seyyide Hurra’nın, Endülüs’ün intikamını en iyi deniz yoluyla alabileceğini düşünmesi gayet akla yatkın görünmektedir. O dönem Fas’ın doğusunda korsanlığı ile nam salmış olan Oruç Reis ile irtibata geçerek, korsanlık konusunda ondan da destek aldı. Böylelikle, merhum kocası Ali el-Mandri’nin giriştiği Portekiz Savaşı’nı, deniz yolundan devam ettirebilecek fırsatı ele geçirmiş oldu. Oruç Reis’in 1518 yılındaki vefatının ardından Barbaros Hayreddin Paşa ile de anlaşmış, dostane ilişkiler kurmuştur. Yapılan bu anlaşmaların muhtevası çok detaylı bir şekilde bilinmemektedir.

Seyyide yaptığı bu çeşitli ittifak anlaşmalarından sonra özellikle Portekiz nakliye hatlarında tahribata yol açmak için korsanlığa başvurdu. Bilhassa 1520 yılında, Seyyide’ye ait güçler Portekiz kolonileri valisinin karısını ele geçirdi ve koloni ikmal hatlarında ve gemilerinde ciddi zarara yol açtı. Bütün bu başarılı seferlerden sonra Seyyide el-Hurra ‘Korsan Kraliçe’ olarak anılmaya da başlandı.

Fidye ve ganimet için sık sık esir aldı, yağma yaptı. Giriştiği bu korsanlık faaliyetleri şehre ciddi bir gelir sağlamaya başladı ve şehir halkı bu gelirle ihya oldu. Bu sayede şehir üzerindeki otoritesini de pekiştirebildi. Ayrıca Seyyide el-Hurra, halk için o denli önemli bir figür haline gelmişti ki, halkın Endülüs’e dönüş hayallerini adeta tek başına canlı tutuyordu. Akdeniz’de güç sahibi bir kraliçe olarak sadece Müslüman tebaa tarafından değil, bölgedeki önemli iki güç; Portekiz ve İspanyollar tarafından da saygı gören birisi haline geldi. Bu devletler, kaçırılan kişilerin serbest bırakılması için, anlaşma yapılması gereken kişinin Seyyide el-Hurra olduğunu bilmekteydiler. Fatima Mernissi’nin “The Forgotten Queens of Islam” adlı eserinde; korsanların Cebelitarık’ta giriştikleri bir sefer sonrasında birçok ganimet ve esir ele geçirdiğinden ve bu seferden sonra İspanyollarla, Seyyide el-Hurra arasında müzakerelerin yapıldığı 1540 yılına tarihlenen bir İspanyol belgesi olduğundan bahsetmektedir. Böylelikle Tétouan’da yapılan bu anlaşmalardan yararlanarak, çeşitli imtiyazlar elde etmiştir.

1541 yılında, Fas hükümdarı Ahmed el-Vattasi’nin evlenme teklifini kabul etti. Ancak Seyyide’nin tek bir şartı vardı: Düğünün Tétouan’da yapılması.  Böylelikle kral, başkent Fez’den çıkarak Tétouan’a geldi. Bu olay, Fas tarihinde bir kralın başkent Fez dışında evlendiği ilk ve tek olaydı. Bu bize o dönem içerisine Seyyide el-Hurra’nın kazandığı itibarın ne denli kuvvetli olduğunu göstermektedir. Bu evlilik büyük oranda siyasi idi. Düğünden sonra Seyyide, Tétouan’da kalarak,şehri yönetmeye devam etti.  Ayrıca kardeşi  İbrahimi’nde, Ahmed el-Vattasi’ye vezir olmasını sağladı.

Kraliçe’nin Devrilmesi ve Bir Devrin Sonu

1542 yılının ekim ayında, her şeyin iyi gittiğini düşündüğü sırada, hükümranlığının 30. Yılına yaklaşırken, üvey oğlu Muhammed el-Hasan el-Mandri Berberi kabileleri ile ittifak yaptıktan sonra, birleştirdiği küçük bir ordu ile Tétouan’a gelerek yönetimi ele geçirdi. Seyyide el-Hurra gözbebeği Tétouan’a zarar gelmemesi, kan dökülmemesi için sahip olduğu politik nüfuzundan ve Tétoun’daki bütün mal varlığından feragat etti. Kendi doğduğu şehre, Şafşavan’a dönerek 1561 yılındaki vefatına dek orada yaşadı.

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir