Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik

Kitabın Adı: Ders Kitaplarında Cinsiyetçilik 1928 – 1995

Kitabın Yazarı: Firdevs Helvacıoğlu – Gümüşoğlu

Basım Yılı / Yeri: Mart 1996 / İstanbul

Yayınevi: Kaynak Yayınları

Öncelikle, benim şu an anlatacağım, kitabın 95 yılına kadar getirilmiş halidir. Lakin bu kitap daha sonrasında genişletilerek “1928’den Günümüze” şeklinde yeniden basılmıştır.

Firdevs Helvacıoğlu – Gümüşoğlu, MSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde lisan, İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi’nde yüksek lisans yaptı.

1980 sonrası kadın hareketi içinde yer aldı. Ayrımcılığa Karşı Kadın Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı kurucularındandır.

Firdevs Helvacıoğlu bu kitapta belirtilen tarih arasında yayımlanmış ve öğrencilere ders olarak okutulmuş olan ilk ve ortaokul kitaplarını karşılaştırmaktadır.

Bu kitap, dönem içerisinde değişen zihniyetin yansımalarını çarpıcı bir şekilde karşımıza koyuyor. Tek parti döneminde kadın ve erkeğe yaklaşımın, çok partili döneme oranla farklılaştığını, dönemin ideolojisini çocuklar üzerinden yürütüldüğünü gözler önüne seriyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün

“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şey bekliyoruz.”

sözünün önemini ve doğruluğunu bu kitabı okuduğumuzda daha net bir biçimde algılıyoruz. Dönemin sosyo-ekonomik yapısı ve siyasi iktidarın görüşü, yetiştirilecek yeni nesilden istenilen bilgi birikimin farklı şekilde olmasını sağlıyor. Firdevs Helvacıoğlu’nun kitabın giriş kısmında bahsettiği gibi;  “Aydınlanmaya, bilime dayanan ve bağımsızlığı var oluşunun garantisi sayan devletin kadın ve erkek vatandaşlarından beklentisiyle; dine, geleneksel kurumlara ve değerlere dayanan, sorgulayan ve araştıran bireylere gereksinim duymayan, eksenine “inanmayı ve boyun eğmeyi” yerleştirmiş bir devletin “vatandaşlarından” beklentisi birbirine taban tabana zıttır. Doğal olarak bu iki farklı ideolojinin yaratmak istediği insan tipi de farklı olacaktır. Varlığını sürdürmek için, birinin vatandaşa, diğerinin “kul”a gereksinimi bulunur.”

Kitabı okuyunca, aslında bize neler öğrettiklerini fark etmenin şaşkınlığı ile sersemledim. Günümüzdeki bu durumun zaman içerisinde ve yavaş yavaş yapıldığını fark etmemi sağladı. 45 – 50 yaşlarındaki insanların neden bizden farklı düşündüklerini, neden bu şekilde davrandıklarını anlamamı kolaylaştırdı. Onların bu şekilde düşünmelerini ve davranmalarını devletin kendi eli ile yarattığını, özellikle DP iktidarında kadın ve erkeğe keskin çizgiler ile ayrım yapıldığını gördüm.

Her dönemin siyasal düşünce yapısı birbirinden farklıdır. İktidar, kendi fikirleri doğrultusunda insan yaratmayı amaçlar. Atatürk döneminde yaratılmak istenen kadın, kitapta da çok net görüleceği üzere sosyal yaşama katılan, aktif bir bireydir. Fakat çok partili hayata geçiş ile birlikte, kadın sosyal hayattan çekilmiş, giderek eve, özellikle mutfağa kapanmış bir halde karşımıza çıkmaktadır. Artık kadının üniforması, mutfak önlüğüdür. Yazar, bu kitap ile birlikte iki dönem arasındaki farkı gözler önüne sermektedir. Bu konudaki değişim, günümüzde yaşadığımız çoğu sorunun temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. Eğer şu an hâlâ birileri “kadın evde oturmalı, yemeğini yapıp çocuğuna bakmalı; erkek ise işe gidip çalışmalı, evini geçirmeli” diye düşünüyorsa, buna sebep zamanında öğretilen bu bilgilerdir.

Bu kitap, yıllar içerisinde kadının birey olmaktan çıkıp, anneliğe evriminin en net göstergesidir. Cumhuriyetin yaratmak istediği güçlü kadının yerini, tek gayesi ev hanımı olup çocuklarına bakmakla yükümlü olan kadın almıştır.

Cumhuriyet, güçlü kadın, sağlıklı bireyler yaratmak ister. Bundan çizilen kadın görünümü daima dik, özenli ve kendinden emindir. Oysa yukarıda da bahsettiğim gibi, 1945 – 50’lerden sonra yaratılmak istenen, itaatkâr bir nesildir. Bu sebeple ilk olarak kadınlar, oldukları durumdan daha aşağı çekilmiştir. Çünkü bu kadınlar kendileri gibi insan yetiştirecek, erkeklerin her zaman onlardan üstün olduklarını, kendilerinin en büyük vazifelerinin yemek yapmak, çocuk yapmak ve erkeğine hizmet etmek olduğunu düşünecek ve bu minvalde “aslan oğullar”, “nazlı kızlar” yetiştireceklerdir. İki cinsiyet arasındaki giderek artan bu uçurum, patriarkal sistemin giderek ülke topraklarında kök salmasına neden olmuştur. Firdevs Hanım, bu eseri ile birlikte bu çarpıcı gerçekliği göz önüne seriyorsa, bizim de yapmak zorunda olduğumuz şey, bu durumu düzeltmektir. Bu ve benzeri eserleri okuyarak, bakış açımızı genişleterek kadını düşürülmek istendiği yerden çıkaracak olan yine biziz. Ulu Önder’in “Cumhuriyeti biz kurduk, onu yaşatacak olan sizlersiniz” sözünü gerçekleştirecek genç nesil olmak zorundayız.

Kitapta en çok hoşuma giden kısımlardan biri olan “Küçük Ali’nin Adamlarından (1939) Annenin Ellerine (1992)”dir.

Kitap ile ilgili en çok sevdiğim ayrıntı, aynı konuyu yıllara göre ele alması oldu. Örneğin 1929 Türkçe kitabındaki bir paragraf ile 1958 Türkçe kitabındaki bir paragrafı karşılaştırmalı vermesi, değişimin ne boyutta olduğunun daha net bir şekilde görülmesine olanak sağlıyor. Ayrıca kitabın en sonundaki “fotoğraflar” bölümünde anlatılan ders kitaplarına ilişkin görsellerin bulunması da hoş bir detay olmuş.

Bu kitaba getirebileceğim tek eleştiri, aynı cümlelerin birkaç defa sıralanması olacaktır. Yukarıda bahsettiğim gibi, yazar her şeyi konu konu ele almış ve buna göre değerlendirmiş. Bu da bir yerden sonra, aynı cümleleri kurmasına sebep olmuş. Bu durum bir noktada bunaltıcı olsa dahi, kitabın akıcılığı ve konunun güzelliği ile birlikte çok kolay bir şekilde göz ardı edilebilecek bir pürüz olarak kalıyor.

Aşağıda, kitabın içindekiler sayfalarından örnekler görmektesiniz. Yukarıda bahsettiğim bölüm bölüm inceleme kısmını, aşağıdaki görseller ile daha net bir şekilde görebilirsiniz.

Bu kitap, her bireyin okuması gereken bir eserdir.

                                                                               

One Comment

  1. Berkay Köklü Reply

    Nereden nereye gelmişiz çok şaşırıyorum konuşulması gereken hiçbir şey artık konuşulmuyor, öğrenilmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir